Yeni kişisel websitem

Herkese merhaba,

Yeni kişisel websitem yayında, buradan erişebilirsiniz. Sitemde kısa zamanda geniş bir içerik sunma hedefindeyim. Yeni yazılarımı, haberleri artık websitem aracılığıyla paylaşacağım. Kurban bayramınızı en içten duygularımla tebrik ederim.

Yeni kişisel websitem

Sevgilerimle,

Prof. Dr. Nimet Kabakuş

Kategoriler:Kişisel Etiketler:

Dikey değil, düzlemsel toplumsal yapılanma

Sevgili okurlar, 

Bugün  çok değerli bir Kur’an düşünürümüzün Saf (61) Süresi hakkındaki yorumunu okurken; “yönetenler ve yönetilenler” ile ilgili saptamalarından derinden etkilendim. Yöneten yani önder, aynı düzlemde ve sadece bir adım önde; yönetilenler ise sadece bir adım arkada, arada düzlem ve mevki farkı yok…. Dikkat edin, bu düzlemdeki insanların kendi aralarında artık bir farkı kalmamıştır, hepsinin ortak görevi: tek yada topluca bir adım önlerindeki öndere “doğruyu” seslenebilmek yada gerekirse “haykırmak”tır.   Bir adım ileri geçme ve önder olma hakkı, bu düzlemdeki tüm fertlerin hakkıdır. Bu yapılanmanın ötesi ve hepsi, “fildişi kule” yada “piramit” yapılanmasıdır. Bu sistem firavunca bir sistemdir ve yükselebilmek için başkalarının bedenlerini ezmek gerekir: “ezmek yada ezilmek….”. Toplumsal yaşamda illaki bu yapılanmadan biri ile karşılaşır; ya ezene ya da ezilen oluruz. Ezilen olduğumuzu her zaman hissederiz, ama “ezen olduğumuzu” asla hissedemeyiz; ta ki bir iç değerlendirme yapıncaya kadar… “İç değerlendirme” ancak ve ancak “süper ego”nun yaşam yönetimimizi ele alması ve “üst karakter” oluşturması ile başarılabilir. Toplumun temel sorunu da bu “üst kimlik yada karaktere sahip yöneticiler / önderler”  yetiştirememesinden kaynaklanıyor. Çocuklarına şu şu meslekleri öneren ebeveynler, ne olur, bundan önce onlara “dikey değil, düzlemsel toplumsal yapının temel taşı “olmayı önerseler…. 

Kategoriler:Uncategorized

Yeni trend: Tek ebeveynlilik

Nedenleri ayrı bir tartışma konusu olsa da, “Tek ebeveynlilik” havuzu tehlikeli bir şekilde giderek büyümektedir. Eşlerden birisinin bir şekilde aileden ayrılması ile başlayan bu süreci hepimiz biliyoruz. Tehlikeli olan, anne-babası olup da tek ebevenlilik olgusu ile yaşamaya başlayan çocukların durumudur. Doğumla birlikte başlayan süreçte annenin bebek ve çocuk algısındaki yanlışlıklar, bu sendromun oluşmasını tetikleyebilir. Annenin  “bu çocuğu ben doğurdum” söylemi ile başlayan bilinç altı kabullenişle baba, dışlanmaya başlanmış demektir. Bu durumda baba, bebeği ile daha çok zaman geçiren ve bütün ilgisini ona yoğunlaştıran anneden uzaklaşmaya ve bu ikisini, görünürde olmasa da, başbaşa bırakmaya başlayacaktır. Cesur anne (!), bundan böyle dünyanın en zor işi olan çocuk büyütme işini, severek tek başına üstlenecektir. Baba bu duruma artık çoktan razıdır, sorumsuzluk onun da işine gelecektir. Aslında kendisinin üstlenmesi, en azında ortak olması gereken çok ağır bir sorumluluğu anneye “postalamış” olacaktır. Babanın keyfi yerindedir, gereksinimler için “ne kadar para” diye soracak, istenenden de fazlasını verip, kendini dışarı atacaktır. Eldeki çocuğu, bundan böyle tek ebeveynli bir hayat beklemektedir. Baba olaylara  karşı pasif bir izleyici konumdadır, anne bütün “haşmeti” ile olayları ve bu arada çocuğu yönetmektedir.  İlk yıllar sorunsuz gibi gözükse de, onlu yaşlardan sonra anne-merkezli bir çocuğu , bir kaç yıl sonra ağır bir dönem beklemektedir: Ergenlik dönemi… Artık eskisi gibi paralel düşünmeyen, sıkça kavga eden bir ikili ve onları kenardan seyreden bir baba  üçlüsü oluşmuş durumdadır. Peki herşey böyle mi olmalı idi? Yıllar önce dünyaya gelişi ile mutluluk kaynağı oluşturan bu minik, şimdilerde baş edilemeyen bir ergene nasıl dönüşmüştü? Bu durum, “geçmiş olsun”a hak eden en zor durumlardan biridir.

Peki ne yapılmalı idi? Anne daha ilk günden, bu ağır taşın altına babanın elinide ısrarla istemeliydi. Babanın hızla oluşan bu “yeni kişiliğe”, “soğuk kanlı, daha gerçekci, yapıcı / yönlendirici katkısı” devreye sokulmalıydı. Hatta anne, ağır hayat koşulları ile mücadele ederken, çocuk büyütmedeki sorumluluğun  önemli bir kısmını babaya devretmel idi. Baba bu sorumluluğu iliklerine kadar hissetmeli ve bir ibadet aşkı içinde yerine getirmeliydi. Sonuçta ergenliğe  girerken, karakteri iki güçlü el tarafından oluşturulan, kendisi ve etrafı ile barışık, öz güveni yüksek ve zihinsel olarak da çok yararlanılabilen bir genç oluşacaktı.

Sevgili anneler, henüz zaman varken; babayı bu sorumluluğa ortak etmeye ve keyfine düşkün bu potansiyel insandan (babadan) sonuna kadar yararlanmaya ne dersiniz?

Kategoriler:Uncategorized

Çocuk gelişiminde annenin “tek gözlü bakışı”…

22 yılı aşkın çocuk hekimliğim boyunca en çok alındığım nokta, annelerin bebeklerinin ve çocuklarının sağlıklarını, sadece “fiziksel sağlık” olarak algılamalarıdır. Oysa bir insan, ta anne karnında iken, fiziksel ve ruhsal bir bütün olarak yaratılır. Bebeğin fiziksel yapısı, dolayısı ile beyni geliştikçe, psikomotor gelişim de kendine alan bulmaya ve giderek etkilerini göstermeye başlar. Bebeklerin daha ilk günden hoşnut olan ve olmayan durumlara “tebessüm yada ağlama” ile yanıt vermeye başlaması, bunun en temel göstergeleridir. El becerilerinin ortaya çıkması, yürümeye ve konuşmaya başlaması ile artık eğitime uygun hale gelen bir çocuk var demektir. Bu yaştaki çocuklar, her aktiviye katılmak istemekten büyük zevk alırlar. O halde ne duruyoruz? Alın size minik ve sevimli bir yardımcı…Oyuncakları toparlayabilirler, basit alet ve eşyaları taşıyabilirler, eşyaların tozunu alabilirler, boylarının ulaştığı yere kadar otomobili yıkmaya çalışırlar, v.s… . Bu davranışları ile alkışı ve desteklenmeyi bekleyen bu sevecen çocukları, kötü bir supriz beklemektedir: Annelerinin, gereksiz korumacı ve temizlik kaygısı ile onları engellemeleri ve hareket alanlarını çok kısıtlamalarıdır. Anneler bu tutumları ile, şimdilik minik olan ve giderek büyüyecek olan geleceğin “dev adımlarını” tırpanlamış olurlar. Çocuk eğitiminde çok, hatta en etkili olan; 3-4 yaşında seks kimliğinin çözülmesi ile hızlanan ve 8-9 yaşında tamamlanan bu “altın dönem”, annelerin yanlış tutumları ile heba olmaktadır. İnsan hayatında eğitim için, bundan daha etkili bir ömür dilimi bulunmamaktadır. Bu dönemin önemli bir kısmı anne yanında geçtiği için, temel belirleyici öğretmen de “anne”dir. Öyle ise anneler: 1. Çocuklarının yapmak istedikleri tüm yeni eylemleri için onları desteklemeli ve teşvik etmelidirler. 2. Kendi gereksinimleri karşılamak için, sonuna kadar çocuklarını devreye sokmalı, minik yardımlarla onların başarmalarını sağlamalıdırlar. Bu yolla çocuklarının “yapabilme ve başarabilme” öz güvenlerini kalıcı olarak kökleştirebilirler. Anneler çocukları için bundan daha iyi bir şey yapabilirler mi?  

Kategoriler:Uncategorized

“Sensiz ben asla rahat ve sakin olamam”…

Bu sabah paçalı horozum, hiç olmadığı kadar erkenden ve biraz da huzursuz bir şekilde ötmeye başladı; uyumamı engellediğinden, kümesi açıp onu ve iki tavuğu serbest bıraktım (biri paçalı: beyaz ve bir kuş  kadar minik ve güzel; diğeri: yerli cins) , yem ve sularını verip içeri girdim. Oyalanırken, horozun hiç olmadığı kadar velveleci ve agresif bir şekilde “gıtgıdakladığını” duydum, oralı olmadım ve oyalanmama devam ettim. Uzun bir süre, hiç durmadan bu panik durumu devam etti! Bakmak zorunda kaldık: o çok güzel paçalı ve kuş vari tavuk yoktu. Yan komşu: “Bir köpeğin bahçeye girip onları taciz ettiğini ve sonra hızla gittiğini” söyledi. Derin bir üzüntü ile köpeğin tavuğu kaçırmış olabileceğini düşündük, yapacak bir şey de yoktu, ama horuzun avazı çıktığı kadar bağırtısı bir saattir devam ediyordu. Susmuyordu, susmuyordu, susmuyordu… Tek bir susma yolu vardı: tavuğun gelmesi… Yarım saatlik aramaya rağmen, tavuk bulunamadı. Bir ara horuzun sesi yumuşadı, bir tarafa yöneldi, oraya doğru bakınca bu çok sevimli “kuş-tavuk”un otların arasından ve uzaklardan geldiğini gördük. Köpeğin tavuğu bir hayli uzaklara kadar kovaladığı anlaşılıyordu. Hemen bahçeden içeri aldık, o da ne: Horuz tavuğu muhteşem bir sevgi ile karşıladı. Panik atağı aniden kesilen horuz, birden bire, dünyanın en sevinçli varlığı olmuştu.

Birlikte yaşam kuranlardan biri, diğeri için öylesine vazgeçilmezdi ki; her şeyi ile şunu haykırıyordu: “Sensiz ben asla rahat ve sakin olamam“…

Biz de diyebilir miyiz?

Kategoriler:Uncategorized

Batı medeniyeti ve kadın…

Değerli dostlarım,

Bugün YouTube’de seyretmiş olduğum bir video konferanstan derinden etkilendim (http://www.youtube.com/watch?v=V-uR5qspksU&feature=share), sonuçta çok kısa da olsa, bu konudaki acımı paylaşmak istedim. Batı medeniyeti tarafından hunharca kullanılan “cinsel obje: kadın”… Tüm finans aktivitelerinde (otomobil, giyim, ev, gıda, deniz, tüketim, vs) kadın o denli cinsel yönü ile öne çıkarılıyor ki: sanki hiç kişilik yönü olamayan “başka bir varlık”… Gerçekte öyle midir? Annenizi, baba ve anne-annenizi, eşinizi, kızınızı, kız kardeşinizi ve diğer hanımları düşünün; bunlar çok değerli kişilik özellikleri sergeleyebilmiş ulvi insanlardır. Öylesine değerli bayanlarla tanıştık ve etkilendik ki:  erkek şahsiyetimizden mahcup duruma düştük. 

O HALDE BİR ÇAĞRI: KADINI CİNSEL OBJEYE İNDİREN BU VAHŞİ KÜLTÜRE SAVAŞ AÇALIM. YAPILACAKLAR BELLİ: ÖNCELİKLE BÖYLE BİR GÖRÜNTÜ VERMEMEK, SONRASINDA AKTİF BİR İTİRAZ KAMPANYASI İLE BU SAVAŞI BAŞLATMAK VE YAYMAK…

Kategoriler:Uncategorized

Davranış değimi neden çok zordur?

Bilmem farkında mısınız, kendimizin ve diğer insanların var olan davranışlarını değiştirme ve onun yerine başka bir davranış koyabilmesi ne kadar zordur… Zordur çünkü bir davranış, beyinin temel hücresi olan nöron tarafından belirgin şekilde kodlanırken; aynı zamanda nöronda yapısal değişiklikle (dendritik yapılanmayla) formal hale getirilir. Bu kritik noktadan sonra davranış şekli nöron tarafından” zırh gibi korunmaya” alınmış ve (özel uğraşılar dışında) değiştirilemez hale getirilmiştir. İyi davranışlar için çok değerli olan bu kural, kötü davranışlar için önemli bir blokaj oluşturabilir. Peki bu blokaj nasıl aşılabilir? Adımlar:

  1. Sürdürülen davranış şeklinin yol açtığı ve açmaya devam edeceği sıkıntılara ait bir listeyi cesurca  oluşturmak
  2. Bunları terk etme durumunda kazanılacak çok önemli “artıları”n da bir listesini belirlemek
  3. Beyine bunları durmadan “empoze” etmek: Artık nöron bu noktadan sonra yeni davranışın “kimyasını” hazırlığa başlamıştır.
  4. Sırada aynı gün içinde bir saat belirleyip, yeni davranış şekline geçmek gelmiştir. Robotik bir ısrarla, yeni davranış uygulandıkça, nöronun kalıcı yapısal değişikliği hızla oluşacaktır.
  5. Yeni davranışın  1-3 ay arası ısrarla sürdürülmesi durumunda: HAYAT BOYU KALICI VE ÇOK YÖNLÜ YARARLARININ HER AN GÖRÜLEBİLECEĞİ, KİŞİLİĞİ DE OLUMLU YÖNDE DEĞİŞTİREBİLECEK YENİ BİR “ETİKET”  KAZANILMIŞ DEMEKTİR. SİZ ARTIK YENİ BİR KİŞİLİKSİNİZ, TEBRİKLER…
Kategoriler:Uncategorized
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.